Renkli Sokakların Saklambaç Ustaları: Sabrın Gücü

Güneşli Mahallenin Renkli Sokakları
Evlerin şekerleme gibi pembe, mavi ve sarıya boyandığı bir mahalle varmış. Bu güzel yere herkes Çiçek Mahallesi dermiş. Sokaklar labirent gibi kıvrılarak birbirine bağlanırmış. Gökyüzü her zaman pamuk şeker gibi bulutlarla süslüymüş. Kuşlar şarkı söylerken sokaklar neşe dolarmış.
Bu mahallede üç çok yakın arkadaş yaşarmış. Çizgili tişörtüyle Metin her zaman çok hızlı koşarmış. Sarı saçlı Selin ise mahallenin en neşeli çocuğuymuş. Gözlüklü Büşra kitap okumayı ve plan yapmayı çok severmiş. Onlar her gün meydandaki koca çınar ağacının altında buluşurmuş.
O gün güneş tepede parıl parıl parlıyormuş. Metin heyecanla arkadaşlarına bakmış. “Hadi bugün saklambaç oynayalım!” diye bağırmış. Selin ve Büşra bu fikre hemen katılmışlar. Hemen bir sayışmaca yaparak aralarında bir ebe seçmişler. O günün ilk ebesi hızlı koşan Metin olmuş.
Yaşlı çınar ağacı sanki onlara gülümsüyor gibi hışırdayarak dallarını sallamış. Metin ağaca yaslanmış ve kollarını kavuşturup gözlerini yummuş. Sesini herkesin duyabileceği şekilde yükseltmiş. Birer birer saymaya başlamış. Arkadaşları ise saklanacak yer aramak için çoktan uzaklaşmışlar.
Gizli Köşeler ve Neşeli Fısıltılar
Metin sayarken mahallede tatlı bir telaş başlamış. Selin pembe boyalı bir evin bahçesine girmiş. Orada kocaman ve renkli ortanca çiçekleri varmış. Selin’in üzerindeki elbise çiçeklerle tamamen aynı renkmiş. Çiçeklerin arkasına çömelip nefesini tutmuş. Orada görünmez olmak onun için çok kolaymış.
Büşra ise daha stratejik bir yer seçmiş. Mavi evin önündeki boş fıçıların arkasına süzülmüş. Yeşil şapkasını iyice önüne doğru indirmiş. Fıçıların yarattığı gölge onu tamamen gizliyormuş. Umarım beni burada kimse bulamaz diye içinden geçirmiş. Kalbi heyecanla küt küt atıyormuş.
Metin saymayı bitirip gözlerini hızla açmış. “Önüm, arkam, sağım, solum sobe!” diye haykırmış. Çınar ağacından ayrılıp etrafına dikkatlice bakmış. Ama sokaklar o kadar boşmuş ki kimse görünmüyormuş. Metin bir sağa gitmiş bir sola dönmüş. Sokaklar labirent gibi olduğu için kafası karışmış.
Bir süre sonra Metin biraz yorulmaya başlamış. Arkadaşlarını bulamayacağını düşünüp sabırsızlanmış. “Nereye kayboldular böyle?” diye kendi kendine söylenmiş. Tam o sırada beyaz köpek Pamuk yanına gelmiş. Pamuk kuyruğunu sallayarak pembe eve doğru bakıyormuş. Metin köpeğin burnunu takip etmeye karar vermiş.
Doğanın Sesine Kulak Vermek
Metin artık sadece gözleriyle aramıyormuş. Çevresindeki her şeyi sembolik bir şekilde dinlemeye başlamış. Rüzgârın çiçeklerin arasından geçişini sakinlikle takip etmiş. Doğayı dinlemek ona aradığı ipucunu verecekmiş gibi gelmiş. Adımlarını yavaşlatmış ve çevresindeki huzuru içine çekmiş. Dünyanın sesini duymak ona büyük bir güven vermiş.
Pembe evin bahçesine yaklaştığında bir parıltı görmüş. Ortancaların arasında Selin’in parlak tokası ışıldıyormuş. Metin hiç ses çıkarmadan parmak uçlarında ilerlemiş. Selin orada bir çiçek gibi sessizce bekliyormuş. Metin aniden arkasını dönüp çınar ağacına koşmuş. “Sobe Selin!” diye büyük bir sevinçle bağırmış.
Selin gülerek saklandığı yerden dışarı çıkmış. “Beni nasıl bu kadar çabuk buldun?” diye sormuş. Metin sadece gülümsemiş ve Pamuk’u hafifçe okşamış. Ama şimdi sıra en zor kısmına gelmiş. Büşra hala bir yerlerde çok gizli bekliyormuş. Büşra’yı bulmak için daha fazla dikkat gerekiyormuş.
Metin bu sefer çok daha sabırlı davranmış. Acele etmeden her köşeyi tek tek incelemiş. Mavi evin önündeki fıçılardan hafif bir tıkırtı gelmiş. Bu ses küçük bir taşın yerinden oynamasıymış. Metin fıçılara doğru sessizce ve yavaşça süzülmüş. Yeşil şapkanın ucunu görünce ne yapacağını hemen anlamış.
Dondurma Keyfi ve Tatlı Bir Son
Metin nefesini tutarak ağaca doğru depar atmış. “Sobe Büşra! Seni de buldum!” diye seslenmiş. Büşra şaşkınlık içinde fıçının arkasından başını kaldırmış. Hiç ses çıkarmadığına emin olduğu için çok şaşırmış. Arkadaşları bir araya gelince hepsi kahkahalar atmaya başlamış. Oyun oynamak onları birbirine daha çok bağlamış.
Üç dost yorulunca ağacın gölgesine yan yana oturmuşlar. O sırada mahallenin dondurmacısı çıngırağını çalarak gelmiş. Dondurmacı çocukların terli olduğunu görünce onları uyarmış. “Biraz dinlenin, soluklanın öyle gelin,” demiş babacan bir tavırla. Çocuklar dondurmacının sözünü dinleyip serin gölgede beklemeye başlamışlar.
Dinlenirken günün nasıl geçtiğini uzun uzun konuşmuşlar. Metin, acele etmediğinde her şeyin daha net göründüğünü anlamış. Selin ve Büşra da oyunun tadını çıkarmanın mutluluğunu yaşamış. Birbirlerine bakıp ne kadar şanslı olduklarını hissetmişler. Arkadaşlık onlar için dünyadaki en kıymetli hazineymiş.
Güneş yavaş yavaş evlerin arkasına doğru süzülmüş. Gökyüzü turuncu ve mor renklere bürünmeye başlamış. Mahalle sessizleşmiş ama çocukların kalbindeki neşe hiç bitmemiş. Herkes evine dönerken yüzünde kocaman bir gülümseme varmış. Yıldızlar gökyüzünde parlamaya başlarken dünya derin bir uykuya dalmış.
Sevgiyle bakınca her gizem çözülür, sabırla bekleyince tüm yollar neşeye bürünür.



